KULEDEKİ KÜÇÜK ADAM

KULE VE TEPESİNDEKİ KAPALI ODA

Eğer şu anda beyninizin içinde olan beden görüntünüzün bir de maddi aslının bulunduğunu iddia ederseniz, o zaman bu görüntüyü kafatasının içinde taşıyan dev bir bedenin varlığını da kabul etmiş olursunuz. Bu durumda siz, adeta dev bir kulenin tepesindeki küçük bir odaya hapsedilmiş küçük bir adam olursunuz.

Bu sonuca nasıl varıldığını aşama aşama düşünelim:

Şu anda gözlerinizi çevirip etrafa baktığınızda pek çok cisim görüyorsunuz. Duvarlar, eşyalar, gökyüzü, evler, insanlar, arabalar ve tüm bunların yanında bir de kendi bedeniniz. Tüm bu cisimlerin hepsi, bedeniniz de dahil olmak üzere aynı yerdeler.


http://www.harunyahya.org/cep_kitaplari/madde/res/rend1.jpg
Dışarıda gördüğünüzü zannettiğiniz bir bedeniniz olduğunu iddia ediyorsanız, o zaman dev bir kulenin tepesindeki kilitli bir odada yaşayan, bu odadan hiçbir zaman çıkamayan, sadece önüne konan ekranı seyreden, hapsedilmiş bir insan olduğunuzu da kabul etmeniz gerekir.

Bu yer acaba neresi? Önceki bölümlerdeki açıklamaları hatırlarsanız bu yerin başka herhangi bir yer değil, doğrudan sizin beyninizin içindeki görme merkezi olduğunu fark edebilirsiniz. Yani muhatap olduğunuz tüm dünya, kendi bedeniniz de dahil olmak üzere, kafatasınızın içinde, beyninizin arka taraflarında yer alan birkaç cm3 hacmindeki bir alandadır. Şu anda kafatasınızın içindeki bu alandaki ekrana bakıyorsunuz. Gördüğünüz ve hissettiğiniz elleriniz, beyninizin görme ve dokunma merkezlerinde yer alıyor. Bedeninizin tüm organları da aynı yerde; kafatasınızın içinde.
Peki birer algı olan ve kafatasınızın içinde yer alan bu bedenin dışında, bir de ayrıca maddesel bir bedeniniz olduğuna mı inanıyorsunuz? Eğer böyle bir beden olduğuna inanıyorsanız, bilin ki onu şimdiye kadar hiç göremediniz. Nasıl bir şey olduğuna dair hiçbir kesin bilgiye sahip değilsiniz. Böyle bir bedenin varlığına dair sadece bir varsayımda bulunabilirsiniz.

Eğer böyle bir bedenin varlığına inanıyorsanız, onun şu an gördüğünüz bedeninizin dışında yer alan bir dev olduğunu kabul etmeniz gerekir. Siz ve tüm gördükleriniz bu devin kafatasındaki görme merkezinde yer aldığına göre, onun maddesel bedeninin çok çok büyük olması gerekiyor. Şu an bulunduğunuz mekandan daha aşağıda omuzları, kolları, gövdesi, bacakları ve ayakları uzanıyor olmalı. (Eğer o da sizin gibi iki kollu, iki bacaklı bir insansa.)
Bu durumda, siz bir devin kafatasında yaşayan bir minyatür insan olursunuz. Bir başka deyişle, dev bir kulenin tepesindeki kilitli bir odada yaşayan, bu odadan hiçbir zaman çıkamayan, sadece önüne konan ekranı seyreden, hapsedilmiş bir insan olursunuz. Kule maddesel bedeniniz, gördüğünüz beden ise kulenin tepesinde hapsolmuş olan küçük adamdır.

Bu dev kuleyi (yani var olduğunu sandığımız maddesel bedeninizi) hiç göremezsiniz. Çünkü kulenin tepesindeki küçük karanlık odaya kilitlenmişsinizdir. Hayatınız boyunca o odadan çıkamazsınız. O karanlık odanın duvarlarına yansıtılan görüntüleri izlersiniz. Bu görüntülerdeki bazı cisimler (örneğin yıldızlar) size belki milyonlarca kilometre uzaklıkta gibi gelebilir. Oysa gerçekte hep aynı küçük odanın içindesinizdir.

Bu konuyu daha iyi anlamak için, televizyonlarda sıkça rastladığımız fantastik çizgi filmlerden de bir örnek verebiliriz. Bu çizgi filmlerin bazılarında dev bir beden, kafatasındaki kontrol merkezinde oturan bir kişi tarafından kontrol edilir. Mesela "Voltran" adlı ünlü çizgi filmde, dev robotlar, kafa bölümündeki merkezde oturan bir adam tarafından yönetilirler. Dev robot bu insanın emirlerine göre hareket eder. Adam, dev bir kule büyüklüğündeki robotun içinde oturan küçük bir vücuttur...

İşte eğer şu an gördüğünüz, hissettiğiniz bedenin maddesel bir karşılığı olduğuna inanıyorsanız, böyle bir sistemi kabul etmeniz lazım. Bir başka deyişle, adeta "bir kulenin tepesindeki odada oturan küçük adam" veya "dev bir robotun tepesinde oturan küçük adam" olduğunuzu kabul etmeniz gerekiyor.

Eğer şu an gördüğünüz, hissettiğiniz bedenin yaklaşık 1.80 metre civarında bir boyu olduğunu düşünüyorsanız, yapılacak kıyaslamada, dışarıda var olduğunu kabul ettiğiniz bedenin, birkaç mm.lik algı merkezlerine göre bir dev haline geldiğini de kabul etmelisiniz. Eğer vücudunuz bir kule, bunları algılayan "Ben" de o kulenin tepesindeki hücrede yaşayan bir insan olarak düşünülürse, bu kulenin boyu yüzlerce metreyi bulmalıdır. Eğer "ben" dediğiniz vücut görüntünüz 1.80 metre ise, dışarıda var olduğunuz kabul ettiğiniz maddesel beden de yüzlerce metre boyunda olmalıdır.

http://www.harunyahya.org/cep_kitaplari/madde/res/tepedenk1.jpg

Dışarıda var zannettiğimiz herşey beynimizde oluşan algılardan ibarettir.

KULEYE İNANMANIN SAÇMALIĞI

Kuledeki küçük adam, materyalistlerin iddia ettikleri düşüncenin doğal bir sonucudur. Maddenin fiziksel varlığında ısrar eden, bizim maddesel varlıklarla muhatap olduğumuzu savunan materyalist, bu ilginç sonucu savunmak durumundadır. Çünkü, gördüğü ve hissettiği bedeninin dışında, bu bedeni ve onun bulunduğu alanı tepesinde taşıyan bir başka beden daha bulunduğunu iddia etmektedir.

Bunu detaylı olarak düşündükçe, materyalist iddianın ne denli saçma bir tablo çizdiği açıkça görülür.

Aslında materyalistler, kendilerine bile ürkütücü gelecek bir canlıyı insan olarak tarif etmektedirler. Bu korkutucu manzarayı biraz tarif edelim. Materyalist, tüm evreni kafasının içinde minik bir yerde taşıyıp, ona yakından bakan dev birini tarif etmektedir. Güneş, Ay, yıldızlar ve tüm ışık kaynakları bu beynin içinde olduğu için de, söz konusu dev, kaçınılmaz olarak karanlıkta gezmektedir. Bu devin bacakları ve kolları -bizim ölçülerimize kıyasla- yüzlerce metre uzunluktadır. Yani derin karanlıkta, beyninin içinde taşıdığı evrenle birlikte gezen ama nereye gittiğini kimsenin bilmediği koca bir devin insan olduğu sonucuna varır materyalist. Tıpkı koskoca bir kulenin tepesindeki küçücük bir odada yaşayan bir insan gibi.

Ancak dikkat edilirse, söz konusu dev adamın varlığına inanmak, sadece materyalist felsefesinin bir gereğidir. Çünkü gördüğümüz ve dokunduğumuz bedenimizin dışında, bir de hiç ulaşamadığımız maddesel bir bedenin var olduğuna inanmak için başka hiçbir gerekçe yoktur. Böyle bir bedenin varlığına niçin inanalım? Bunun varlığına dair hiçbir kanıt yokken, hiç kimse böyle bir beden görmemiş, duymamış, ona dokunmamış, yaptığı herhangi bir şeyin izine rastlamamış iken, niçin bu garip dev adamın varlığını kabul edelim?
Materyalist felsefeyi körü körüne kabul etmek dışında, böyle hayali bir maddesel adamın varlığına inanmak için bir sebep yoktur.

http://www.harunyahya.org/cep_kitaplari/madde/res/vad1.jpg

 

 

 

Eğer bir vadinin aslını gördüğünüzü iddia ediyorsanız, görme merkezinizin de aynı şekilde en az kilometrelercekarelik bir alan kaplaması gerekir.

 

 

 

  HİÇ BİR ZAMAN GÖREMEYECEĞİMİZ BİR DÜNYANIN VARLIĞINI NEDEN KABUL EDELİM?

Sadece sözünü ettiğimiz bu hayali adamın değil, "maddesel dünya" denen teorik alemin varlığına inanmak için de hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Bizler sadece zihnimizde yer alan algılarla muhatap oluruz. Bu algılardan farklı bir şeyin varlığını hiçbir zaman görmedik, işitmedik, tatmadık, koklamadık. Böyle bir şeye dokunmadık da. İçinde yaşadığımız alem, bir algılar alemidir. Bu algıların dışında, bunların fiziksel birer kopyasını oluşturacak ve adına "madde" denecek şeylerin varlığına neden inanalım?

Böyle bir şeyin varlığına inanmak, bir çizgi filmde veya bilgisayar oyununda gördüğümüz sanal karakterlerin, aslında fiziksel bir dünyada yaşadıklarına inanmak gibi bir şeydir. Yani saçma bir düşüncedir. Pembe Panter çizgi filmini izlediğimizde, gerçekten maddesel bir "pembe panter"in bulunduğunu nasıl düşünmüyorsak, beynimizin içindeki görüntü merkezindeki elektrik sinyallerinin maddesel bir karşılıklarının olduğunu düşünmemize de gerek yoktur.
Aynı şekilde rüyalarımızda gördüğümüz dünyanın, insanların ve cisimlerin maddi karşılıkları bulunduğunu düşünmemize de gerek yoktur. Bunu iddia etmek, akıl dışı olur.

Gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz, kokladığımız veya tattığımız herşey algıdır ve algıdan başka bir düzeyde herhangi bir varlığı yoktur.