RÜYALARIMIZDAKİ ‘DÜNYA’

RÜYALARDA YAŞADIĞIMIZ "ALGILAR DÜNYASI"

Buraya kadar konuyu daha kolay kavramak için hep diğer cisimlerden söz ettik. Bir televizyonun aslını göremeyiz, bir radyonun aslını işitemeyiz. Tüm görüntüler, sesler, kokular ve tadlar beynizimdeki ilgili merkezlerin içinde oluşan kavramlardır. Dışımızdaki bir dünyanın içinde değil, içimizdeki bir dünyada yaşarız.


http://www.harunyahya.org/cep_kitaplari/madde/res/18.jpgRüyasında soğuk bir kış sabahı bahçede oturduğunu gören bir insan, esen rüzgar nedeniyle üşüdüğünü, hatta titrediğini hissedebilir. Oysa bulunduğu yerde ne rüzgar ne de soğuk bir hava vardır. Hatta çok sıcak bir odada uyumaktadır. Buna rağmen üşüme hissini bütün gerçekçiliği ile yaşar. Gerçek dünyada yaşadığı üşüme hissi ile rüyasında yaşadığı arasında bir fark yoktur.

İnsanların bu açık gerçeği kavramakta zorlanmalarına neden olan bir etken, kendi bedenleri konusunda yanılmalarıdır. Aşağıya baktıklarında gördükleri beden ve bu bedenin her tarafından kendilerine ulaşan dokunma algıları, onların dünyayı ters algılamalarına yol açar. Bu bedenin verdiği izlenim nedeniyle, sanki bir "dış dünya"nın içinde yaşadıkları hissine kapılırlar.

Oysa söz konusu beden de, diğer cisimler gibi birer algıdır. Bedenimizin varlığına dair tüm bilgilerimiz, yani bedenimizin görüntüsü ve beynimize ulaşan dokunma hisleri, beynimizin ilgili algı merkezlerindedir.

Rüyalarımızı düşünürsek bu konuyu daha kolay kavrayabiliriz. Rüyanızda kendinizi tamamen hayali dünyalar içinde görürsünüz. Etrafınızda gördüğünüz cisimlerin ve insanların hiçbir gerçekliği yoktur. Üzerinde yürüdüğünüz toprak, yukarıdaki gökyüzü, gördüğünüz evler, ağaçlar, arabalar ve diğer herşey tamamen sanaldır; maddi bir karşılıkları yoktur. Ve hepsinin yeri, sizin beyninizin içidir. Beyninizde, daha doğrusu zihninizde vardırlar ve bundan başka bir yerde de değildirler.

Dikkat ederseniz, aynı durum rüyanızda gördüğünüz kendi bedeniniz için de geçerlidir. Rüyanızda da, şimdi olduğu gibi, aşağıya doğru baktığınızda eli-kolu olan, yürüyen, nefes alan, dokunma hisleri olan bir beden görürsünüz. Bu beden rüya dışındaki gerçek hayatta gördüğünüz bedenden bir hayli farklı da olabilir. Belki kendinizi tek kolu olmayan sakat bir insan veya üç kolu, dört bacaklı garip bir canavar gibi de görebilirsiniz. Bu üç ayrı kolun üçünde de dokunma duyusu hissedebilirsiniz. Bir başka rüyada ise, kendinizi kanatları olup uçabilen bir canlı olarak görebilir, bu kanatları gayet inandırıcı bir şekilde hissedebilirsiniz. Bir rüyada görülebilecek olan bu sanal bedenlerin hepsi, sadece sizin zihninizde yer alan, ama sanki zihninizin dışındaymış gibi hissettiğiniz algılardan ibarettir.

Örneğin, gece yatağında sessiz ve sakin bir ortamda, çevresinde ikinci bir kişi dahi yokken yatan bir insan, rüyasında kendisini çok kalabalık bir mekanda, bir tehlike içinde görebilir. Can havliyle bu tehlikeden kaçtığını, bir duvarın arkasına sığındığını gerçekmiş gibi yaşayabilir. Hatta rüyasında gördükleri o kadar gerçekçidir ki, korku ve panik duygusunu gerçekten tehlikeli bir ortam varmış gibi aynısı ile hisseder. Her gürültüde yüreği ağzına gelir, korkudan titrer, kalbi hızla atar, terler, insan bedeni tehlike anlarında neler hissederse, fiziksel olarak ne tepkiler verirse hepsini aynen yaşar. Oysa, zihninin dışında, gördüklerinin hiçbirinin bir karşılığı yoktur. Bu insan rüyasında ormanda yürürken bir aslanın kendisini kovaladığını görebilir. Bunu gören insan, rüyasında korkar ve kaçmaya başlar. Ancak ortada aslan yoktur. Eğer rüyasında aslan yakalayıp ısırırsa, olmayan aslanın dişlerini, dişlerini etine geçirdiğindeki acıyı aynısı ile hisseder. İnsan rüyasında tüm bu panik, korku, acı duygularını tüm gerçekliği ile yaşarken, biri gelip rüyasının içinde ona "Korkma, şu anda rüyadasın. Bu aslan gerçek değil, bir rüya dese" ona kesinlikle inanmaz. Hatta kendisine vakit kaybettirdiği için ona kızar ve aslandan kaçmaya devam eder.
Veya rüyasında maddenin aslı ile muhatap olduğunu iddia eden bir kişi kendinden son derece emin olabilir. Kendisine "maddenin hayal olduğunu", "dış dünyanın aslıyla muhatap olmanın mümkün olmadığını" anlatan arkadaşının omzuna elini koyarak "Şimdi ben bir hayal miyim? Sen elimi omzunda hissetmiyor musun? O zaman nasıl hayal olabiliyorsun? Nereden çıkarıyorsun bu iddiaları? Gel seninle bir Boğaz turu yapalım, hem bu konuyu konuşuruz, bir de böyle bir konuya neden inanıyorsun bana anlatırsın" diyebilir. Derinleşen uykusunda gördüğü bu rüya o kadar nettir ki, keyifle arabanın kontağını açıp motora yavaş yavaş gaz verir ve sonra aniden pedala basıp arabayı adeta sıçratır. Yolda hızla giderken ağaçlar ve yol çizgileri süratten adeta blok bir görüntü oluşturur. Bir yandan da temiz Boğaz havasını alır. Tam arkadaşına itiraz etmeye, o anda yaşadıklarının hayal olmadığını anlatmaya hazırlanırken saatinin ziliyle uyanır. Ancak ne ilginçtir ki, rüyasında gördüklerinin hayal olduğuna itiraz eden bu insan, uyanıkken de gördüklerinin zihninde oluşan kopya görüntüler olduğunu anlatan bir arkadaşı yanında olsa, ona da aynı şekilde itiraz edecektir.

İşte gerçek hayat rüyalarımız gibidir. Rüyada görülen hayat, gerçek hayatta görülenler kadar gerçekçi, inandırıcı ve nettir. Örneğin, rüyasında çorba içen bir insan, çorbanın sıcaklığı ile içinin ısındığını hisseder. Çorbanın tuzunu, kıvamını, içindeki malzemelerin tadını, gerçekten çorba içiyormuş gibi hisseder. Biraz daha yemek yediğinde tokluk duyar. Ancak, ortada ne çorba, ne de yemek vardır. Hatta insanın ağzından o sırada hiçbir şey girmez, çünkü yatağında uyumaktadır. Ne var ki, rüyasında çorba içen bir insana biri gelip, "Şu anda rüyadasın ve bu çorba aslında bir görüntü" dese, hemen: "Görüntü olur mu? Bak sıcaklığını hissediyorum. Birden içince dilim yanıyor. Bak yemeğimi yedim ve karnım doydu. Görüntü olsa karnım doyar mıydı?" diye itiraz eder.

Gerçeği, yani içtiğini sandığı çorbanın veya yediğini sandığı yemeğin aslında beyninde oluşan görüntüler olduğunu, gerçekte var olmadıklarını, yemek yerken hissettiği sıcaklık, tokluk gibi hislerin ise sadece beyninde oluşan algılar olduğunu ancak uykusundan uyandıktan sonra anlar.

Peki gerçeği, rüyalarımızdan, yapay bir kaynaktan verilen hislerden veya hipnoz sırasında yaşadıklarımızdan ayıran nedir?

Rüyalarımız da, hipnozla yaşadıklarımız da, hatta simülator aracılığı ile gördüklerimiz de gerçek hayatta yaşadıklarımızla tamamen aynı mantıkla oluşan görüntülerdir. Rüyalarımıza "hayal" dememizin tek nedeni, sabah uyandığımızda bedenimizi yatağımızda bulmamız ve "Demek ki ben yatıyordum ve bunları rüyamda, hayalimde, zihnimde gördüm" sonucuna varmamızdır.

Peki rüyamızdan hiç uyanmadan yaşamaya devam etsek, rüya içinde yaşadığımızın, gördüklerimizin hiçbirinin maddesel gerçekliğinin olmadığının farkına varabilir miyiz? Kesinlikle hayır. Uyanıp, kendinizi yatağınızda uyuyorken bulmadığınız sürece, hiçbir zaman rüyada olduğunuzu anlamazsınız ve koskoca bir ömrü gerçek hayatınızı yaşadığınızı zannederek, ama gerçekte bir hayali izleyerek geçirirsiniz.

Öyle ise, gerçek hayat dediğimiz hayatımızın da bir rüya olmadığını nasıl ispatlayabiliriz? Bunu ispatlayamayız. Çünkü, sadece henüz uyandırılmamış olduğumuz için, içinde bulunduğumuz anı gerçek zannediyor olabiliriz. Her gece gördüğümüz rüyalardan daha uzun süren bu rüyadan bir gün uyandırıldığımızda, bu gerçekle karşılaşacak olabiliriz. Ve bunun aksini söyleyerek ispatlayabileceğimiz hiçbir delilimiz yoktur.

BAZI İNSANLAR NEDEN BU GERÇEKTEN ŞİDDETLE KORKUP KAÇIYORLAR?

Bu konu en çok materyalistleri korkutur. Çünkü, bu gerçek, hayatımız boyunca madde olarak algıladığımız herşeyin, aslının birer kopyası olduğunu ve maddenin aslı ile hiçbir zaman muhatap olamayacağımızı gösterir. Bu durumda, maddenin mutlak bir varlık olduğunu savunmak imkansız hale gelir. İnsan, hiçbir zaman aslını göremediği, aslına dokunamadığı, aslını koklayamadığı bir nesnenin mutlak olduğunu iddia edemez. Duyularımız ve bilim yoluyla, maddenin varlığını, aslını görmek veya ispatlamak ise kesinlikle imkansızdır. Dolayısıyla, bu gerçeğin açıklanması maddeyi tek mutlak varlık kabul eden materyalizmin tamamen çökmesi, bu felsefenin yok olması demektir.

Maddeyi mutlak gerçek zanneden ve ruhun varlığını inkar eden materyalistler, bu apaçık gerçekten kaçmak için türlü yöntemlere başvururlar. Çünkü bu gerçeği kabul etmeleri demek, tüm hayatlarını üzerine kurdukları maddeyi bir kenara atmaları demektir. İşte bu nedenle de materyalistler bu büyük mucize karşısında öfkelenir, saldırganlaşır, mantıksız açıklamalar yapar ve gerçekleri saptırmaya çalışırlar. Ama bilin ki, onların bu apaçık gerçek karşısında gösterdikleri şiddetli kavrayış bozukluğu da başlı başına bir mucizedir.

Diğer insanların bu gerçekten korkmaları ise dünya hayatına karşı duydukları bağlılık nedeniyledir. Birçok insanın hayatta en çok değer verdiği şey sahip olduğu evler, fabrikalar, yatlar, arsalar, mücevherler, banka hesapları, antikalar, kısacası maddi değerlerdir. Tüm hayatlarını bunları elde etmek için geçirir, gece-gündüz demeden çalışırlar. En büyük korkuları ise bir gün, yıllarını vererek elde ettikleri bu mallarını kaybetmektir. Ancak bu insanlar sahip oldukları mal ve mülkün gerçek mahiyeti hakkında hiç düşünmeyerek, çok büyük bir yanılgıya düşmüşlerdir.

Çünkü, "evim, fabrikam, arabam, mücevherim" diye sahiplendikleri ve endişe içinde muhafaza ettikleri bu mallarının asıllarıyla asla karşılaşamazlar. Asla gerçek evlerinin içinde oturamaz, asla gerçek yatlarıyla gezemez, asla gerçek mücevherlerini takamazlar. Onlar sadece beyinlerinde oluşan ev, araba, fabrika, mücevher görüntüsünü görürler.
İşte bu büyük gerçek insanların tüm hırslarını, endişelerini bir anda anlamsızlaştırmakta, beyinlerindeki ekranda izledikleriyle övünenler, gösteriş yapanlar gerçekler karşısında çok küçük düşmektedirler.

Tüm dünya hayatını beynindeki ekranda izlediğini ve hiçbir zaman mallarının, banka hesabının veya arabasının gerçeğini görmediğini bilmek, bu insanları birdenbire zavallılaştırır. Çünkü bu insanlar mal ve zenginlikleri ile bir güç sahibi olduklarını zanneder ve bunlarla şımarıp övünür, kibirlenirler. Gördüklerinin hayal olduğunu anlamak ise tüm azametlerini yerle bir eder; yerine mahçupluk, utanç, aczini çok iyi anlama hissi gelir. Bunlar ise, insanın geçmişinden pişmanlık duyarak iman etmesine ve Allah'a gönülden yönelmesine vesile olabilecek hayırlı değişikliklerdir. İnsan herşeyin bir hayal olduğunu görünce, geriye "hiçlikten oluşan ben" kalır. Onu da Allah yaratmıştır. Bu durumda insan o güne kadar imansız da olsa, Allah'a teslim olmaya mecbur kaldığını görür ve iman eder

. http://www.harunyahya.org/cep_kitaplari/farzedelim/res/111a.jpghttp://www.harunyahya.org/cep_kitaplari/farzedelim/res/111.jpg

Pahalı arabasıyla çevresindeki insanlara gösteriş yapan zengin bir adam, gerçekte beyninde oluşan araba görüntüsüyle gösteriş yapmaktadır. O anda zengin adam, çok övündüğü arabasının aslı ile muhatap olamadığına ihtimal dahi vermez. Oysa gerçekte kendi beyninde oluşan araba görüntüsü, o anda gösteriş yaptığı etrafındaki diğer insanların beyinlerinde de ayrı ayrı oluşmaktadır.

O halde, eğer ortamda beş kişi varsa ve her birinin beyninde de arabanın görüntüsü ayrı ayrı oluşuyorsa,

- Gerçek araba nerededir?

- Zengin adamın arabası bu beş araba görüntüsünden hangisidir?

- Zengin adam hangi araba görüntüsünü sahiplenecek ve hangisiyle çevresine gösteriş yapacaktır?

- Gösteriş yaptığı diğer kişiler de neticede zengin adamın beyninde oluşan birer algı değil midir?

Sahip oldukları mal ve mülkleriyle, evleriyle, arabalarıyla diğer insanlara gösteriş yapanlar aslında "beyinlerinde oluşan hayallerle, yine beyinlerinde oluşan hayallere" gösteriş yapmış olurlar. İnsanların büyük bir çoğunluğu bu çok önemli gerçeğin farkında bile değildir. Elbette bu, son derece küçük düşürücü bir durumdur. Çünkü sahip olduklarıyla övünen kişi ne gösteriş yapılacak bir arabanın, ne de gösteriş yapılacak insanların asılları ile hiçbir zaman muhatap olamaz.

İşte bu nedenle, bu gerçek imansız veya zayıf imanlı kimseleri dehşete düşürmektedir. Ancak, şimdilik bazı kimselerce anlamazlıktan gelinse de bu saklanacak veya gizlenecek bir gerçek değildir. İnsanların bu gerçeği hemen anlayıp kavramaya çalışmaları, dünyaya duyulan hırslı bağlılığın kendilerine zarardan başka bir şey getirmeyeceğini görmeleri gerekmektedir. Çünkü tüm ömürlerini, bu dünyada kazanç sağlamak için çalışarak tüketenler, ahireti unutup, yalnızca dünya hayatına yönelenler ölüm gerçeğiyle karşılaştıklarında artık çok geç olacaktır. Allah bu gerçeği ,"Keşke o ölüm kesip bitirseydi, malım bana hiçbir yarar sağlayamadı, güç ve kudretim yok olup gitti" (Hakka Suresi, 27-29) ayetleriyle bizlere bildirir.